Meseleye, âyette veriliş keyfiyeti açısından baktığımızda, haram olduğunu bildiği hâlde hâlâ faizle iştigal edenlerin de, rahmet-i ilâhiyeden kovulmalarının söz konusu olduğunu anlıyoruz. Zira faizde ısrar eden, Allah’a, daha doğrusu O’nun emirlerine karşı bir mübareze ve mücadele içine girmiş demektir. Böyle bir haddini aşmışlığın neticesi ise gayet açıktır: Allah’ın haram kıldığı böyle bir meselede hâlâ ısrar edip faiz yemeye devam eden kimse, şeytan çarpmış gibi yaşayacak, şeytan çarpmış gibi haşrolacak, şeytan çarpmış gibi emekleye emekleye Allah’ın huzuruna getirilecek ve mahkeme-i ulyâ’da kaçıp saklanacak delik arayacaktır.
Onların bu hâle düşmelerinin sebebi, haram kılınan faizi, helal kılınan alışverişle aynı görmeleridir. Bakış ve görüş açısı değişince, eşya ve hâdiseleri değerlendirmede denge de bozulmakta ve ortaya işte böylesi garabetler çıkıvermektedir. Kur’ân’ın ifadelerine dikkat edecek olursak, onların mesele hakkındaki sözlerinin bu fıtrat deformasyonunu nasıl ele verdiğini görme imkânına kavuşuruz. “Alışveriş de faiz gibidir.” Bu sözleriyle onlar, faizi alışverişe benzetmeyip, aksine, alışverişi faize benzetiyorlardı. Yani sanki faiz asıl, alışveriş tâbi idi. Bir başka deyişle, “alışverişin meşruiyetinde şüphe olur da faizin meşruiyetinde olmaz” dercesine bir ifade tercihleri vardı. Hâlbuki Cenab-ı Allah, aradaki farkı kesin bir hükümle, net ifadelerle ortaya koyuyordu: “Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.”