İçeriğe geç

Hâlbuki Kur’ân ve Sünnet’te, zikredilen bu toplumsal problemlerin önünü alabilecek pek çok prensip yer almaktadır. Bütün bunlardan yalnızca iki tanesi olan; لَيْسَ بِالْمُؤْمِنِ الَّذِي يَبِيتُ شَبْعَانَ وَجَارُهُ جَائِعٌ إِلَى جَنْبِهِ“Yanı başındaki komşusu aç iken tok yatan, hakiki mü’min olamaz.”278 ve مَنْ لَمْ يَهْتَمَّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ“Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen, onlardan değildir.”279 hadis-i şerifleri, İslâm’ın bu konudaki genel karakterini yansıtması adına yeterli olacaktır. Aynı şekilde Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu yardımlaşma düsturları, içtimaî hayatta, fertleri ve taifeleri birbirine yaklaştırmada büyük önem arz etmektedirler. İslâm, bir hayat nizamıdır ve onun prensipleri bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Mü’min, hem çalışma ve kazanmada hem de harcama ve tüketimde, Allah’ın kendisine verdiği ölçüler içinde dengeli olacaktır. Allah’ın helâl kıldığı dairede dolaşacak ve bunun keyfe kâfi geldiği şuuruyla yaşayacaktır. Böylelikle elde ettiklerinde duruluğu yakalayan mü’min, diğer yandan da malını hayır yollarına harcamakla toplumda ortaya çıkması muhtemel problemlerin önlenmesine vesile olacaktır.

Buna ilave olarak zekâtın toplum hayatında içtimaî bir sigorta olması, kitleler arasındaki hoşgörü ve diyaloğu temin etmede önemli bir rol alması, ekonomiye hareketlilik getirerek cemiyeti zinde bir güç hâline getirmesi ve bir taraftan dünya için çalışmanın lüzumunu ima ederken diğer yandan ahiret hayatını hatırlatarak dünya-ukba dengesini kurması gibi birçok husus, zekâtın toplum hayatına kazandırdıkları arasındadır.

Daha önce zikrettiğimiz, zekâtın fertler açısından mevzubahis olan maslahat ve faydalarının hepsini de burada hatırlatmakta fayda vardır. Zira bunların hepsi aynı zamanda cemiyet hayatını imara yönelik olumlu gelişmelerdir.

177