İçeriğe geç

Evet, zekâtla memleket çapındaki bütün ölü noktalara hayatiyet üflenen bir ülkede üretim hızla ivme kazanacak ve böyle bir ülke pek çok problemini aşabilecek bir potansiyele sahip olacaktır. Ne var ki bugün, eline imkân verilip yol ve yordam gösterilmediği için genç nüfusun kahve köşelerinde heder edildiğine şahit olmaktayız.

c. Çalışmaya Teşvik Eder

Zekât; fakir, miskin ve borcu olanlar için sermaye teşkil ederek onları maddî sıkıntılarından kurtarmanın yanında, çalışmaya olan iştiyaklarını da yenileyen, artıran önemli bir dinamiktir.

Zekât, kimi sığ fikirli kimselerin zannettiği gibi fakirleri tembelliğe sevk eden bir faktör değildir. Aksine o, fertleri çalışmaya teşvik eden bir ibadettir. Nitekim, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), insanları alan el olmaktan sakındırmış ve daima vermenin saygıya layık olduğunu şu şekilde ifade etmiştir:

اليَدُ العُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليَدِ السُّفْلَى

“Yukarıdaki el aşağıdaki elden hayırlıdır.”246 Yukarıdaki elden kasıt, veren el; aşağıdakinden kasıt ise alan eldir. Vermeyi ifadede, “yed-i ulyâ” denerek Türkçemizdeki lafız ve mânâda ‘ulvî’ sözcüğüyle aynı kökten türemiş bir kelimenin, almayı ifadede ise “yed-i süflâ” denerek yine Türkçemize de geçmiş ‘süflî’ sözcüğüyle aynı kökten gelip aynı mânâyı ifade eden bir kelimenin kullanılmış olması da ayrıca manidardır. Alan el kim olursa olsun, ‘yed-i süflâ’dır. Demek ki alma, –zaruri haller dışında– İslâm’ın tasvip etmediği bir hareket tarzıdır. Zira o, çalışıp kendi el emeğini yemeyi teşvik etmekte ve hatta bunu, kişinin niyetine göre sevap kazanmaya vesile saymaktadır.

146