İçeriğe geç

Allah’ın ihsan ettiği maldan bütün insanların faydalanamadığı, başka bir tabirle sınıf farklılıklarının doğurduğu olumsuzlukların ortadan kalkmadığı, yani imkân ve güç bakımından üst tabakanın alt sınıfa olan tazyiklerinin giderilemediği cemiyetlerde madde, hiçbir zaman mutluluk getirmemekte; aksine huzursuzluğun menşei olmaktadır. Böyle bir durumda ne fakir, ihtiyaçlarının giderileceğinden, ne de zengin, malını koruyabileceğinden emindir. Yardım eli uzatılmayan fakir için, kendince bulduğu bir kısım yanlış metotlarla o malı elde etmek artık bir alternatif olmuştur. İhtiyaçlarını meşru yollardan gideremeyen bir insanın –hele bu insan imandan ve ahlâkî değerlerden yoksun ise– gayrimeşru yollara sapacağına yeryüzü çok şahit olmuş ve hâlen de olmaktadır.

İşte zekât, insanları gayrimeşru zeminlerde arayışa girmekten koruyan, onların sıkıntılarını meşru çizgide çözüme ulaştıran bir sistemdir.

Bu mânâya işaret eden bir âyette şöyle denilmektedir:

وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ

“Ey iman edenler, Allah yolunda infakta bulunun, (infakta bulunmamak suretiyle) kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”249 Evet, âyet-i kerime, “İnfak etmemek suretiyle kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” diyor. Konuya, âyetin sebeb-i nüzulüyle ilgili olarak anlatılan hadisenin ışığında bakmak, âyeti daha doğru anlamamızı sağlayacaktır:

154