İçeriğe geç
48. Bölüm

4. Telbiye

ce ve davranışlardan kurtulmaya çalışmalıdır. Allah’ın, kendisini her lahza gördüğünü, hem içine hem dışına muttali olduğunu hissetmeli ve ona göre bir edep takınmalıdır. Bu edebin zahirde neler gerektirdiğini yukarıda sıraladık. Bâtında neler gerektirdiği ise kişinin Allah hakkındaki marifetine bağlıdır.

4. Telbiye

Lügatte “çağrıda bulunan kimseye karşılık vermek, bir davete icabet etmek.” anlamına gelen telbiye bir fıkıh terimi olarak ihrama giren kimsenin şu ifadeleri söylemesidir:

َ لَبَّيْكَ اَلّٰلهُمَّ، لَبَّيْكَ ، لَبَّيْكَ لَ شَ رِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ ، إِنَّ الْحَمْ دَ وَ النِّعْمَةَ لَك

وَ الْمُلْكَ ، لَ شَ رِيكَ لَكَ“Davetine icabet ettim Allah’ım! Emrine amadeyim. Senin eşin-ortağın yoktur, buyur Allah’ım! Nimeti veren Sensin, hamd Sana yapılır, mülk Senindir, Senin eşin-ortağın yoktur.”118

Araplar, Cahiliye döneminde hac yaparken de telbiye getiriyorlardı. Ancak bu telbiye kabilelere ve putlarına göre değişiklik gösteriyordu. İslâmiyet’in gelmesiyle birlikte telbiyede yer alan şirk unsurları temizlenmiş ve yukarıda zikrettiğimiz hâli almıştır.

Telbiyede, icabet ettiğimizi söylediğimiz davet, Hac sûresi 27. âyette geçen “İnsanlar arasında haccı ilan et.” emri gereğince Hazreti İbrahim (aleyhisselam) tarafından hacca yapılan davettir. Hacca niyetlenen kimse, Cenâb-ı Hakk’ın, insanları hacca çağırdığını duyduğunu ve bu emre imtisal ettiğini bütün âleme ilan eder. Bu bir nevi hac için yapılan niyetin dil ile ifadesidir. Hacı, Mekke’ye varana kadar yol boyunca bu sözleri tekrarlayarak niyetindeki istikameti korumaya çalışır. ‘Senin çağrına uyarak yollara düştüm. Yalnız Senin rızanı hedefliyor,

158