b. Kur’ânî Akıl ve Fonksiyonları
İşte bu yapılabildiği takdirde akıl, sınırlılığı içinde kendisinden beklenen birçok fonksiyonu eda edebilir.
Akıl aynı zamanda mükellefiyetin çok önemli bir esasıdır. İnsan onunla Allah’a muhatap olma seviyesine yükselir, onunla sorumluluk yüklenmeye ehil hâle gelir.
Evet, mükellefiyet akla dayandırılmış olup akıl sahibi olmayan kişi mükellef kabul edilmemiştir. Bizler bir yönüyle aklımız sayesinde dinin emirleriyle mükellef oluyor ve bu sayede Cennet’i kazanmaya ve Cehennem’den uzak kalmaya çalışıyoruz. Bu sebeple denilebilir ki akıldan mahrum birine, dünyada herhangi bir vazife ve sorumluluk yüklemeyen rahmeti sonsuz Rabbimiz, –Allahu a’lem– ahirette de onu hesap ve cezadan muaf tutacaktır.
Aklın hayatî derecedeki bu ehemmiyetine dikkat çekme sadedinde ilâhî kelamda pek çok yerde “Hâlâ düşünüp tefekkür etmeyecek misiniz?” “Düşünüp anlamayacak mısınız?” “Aklınızı kullanmaz mısınız?” gibi tembihlere rastlarız.
b. Kur’ânî Akıl ve Fonksiyonları
Aklın fonksiyon ve sınırları, geçmişten bugüne İslâm dünyasında üzerinde farklı mülâhaza ve yorumların geliştirildiği bir husustur. Aklı her şey kabul edenler, ona haddinin üstünde değer atfetmiş ve onun boyunu aşkın fonksiyonlar yüklemişlerdir. Diğer yandan ona gerektiği değeri vermeyen, ondaki potansiyeli görmeyen veya küçümseyenler de yok değildir. Bu hususta orta yolu tutan ulema ve mütefekkirler aklın, insanın çok önemli bir donanımı olduğunu tespit etmenin yanında, onun doğru istikamette ilerlemesini ve kaymalara karşı güvencesini, ilâhî vahyin rehberliğine sığınmasında; yolun başında vahyi kendisine muallim kabul etmenin yanında, ulaştığı neticeleri de vahyin esaslarına göre teste tâbi tutmasında görmüşlerdir. Bunlardan İmam Muhasibî gibi bazıları, aklı Kur’ân’ın