a. İslâmiyet’te Aklın Değeri
1. Akıl - Vahiy İlişkisi
“Menâsik” olarak isimlendirilen hac fiilleri bizzat Cenâb-ı Hak tarafından tespit edilmiştir. İnsan aklının bu konuda herhangi bir müdahalesi yoktur. Aklımız, bazılarının hikmetini kavrasa da bazılarını kavrayamaz. Bu konuda yapılması gereken şey, Cenâb-ı Hak’tan gelen bütün emirler hususunda olduğu gibi mutlak teslimiyettir. Zira akıl, ancak vahyin rehberliğinde yolunu ve hakiki anlamını bulur.
Haccın hikmetlerine girmeden önce akıl-vahiy ilişkisi üzerinde biraz durmak istiyoruz.
a. İslâmiyet’te Aklın Değeri
Akıl; hakla bâtılı, doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü birbirinden ayırma adına insana bahşedilen ilâhî bir armağandır. Ruhun en önemli fakültelerinden biri olan bu ilâhî mevhibe, her şeyi anlayıp kavrayamasa da belli ölçüde birçok meseleyi idrak ona müyesser kılınmıştır. O, vahiyle beslenip semavî disiplinlere bağlı kaldığı müddetçe insan için ışıktan bir rehber konumundadır. Böyle bir aklın eline, üzerinde düşünüp değerlendirebileceği temel doneler verildiği takdirde, Ebû Hanife gibi bir fıkıh, Mâtüridî gibi bir kelam, Gazzâlî gibi bir düşünce âbidesinin yetişmesinin önü açılır.
Evet, akıl her zaman için böyle bir potansiyele sahiptir. Fakat aklın bu potansiyelini değerlendirebilmesi ve bunu yaparken istikamet üzere kalabilmesi, ilâhî vahiy ve ondan beslenen dinle irtibatını devam ettirerek meselelerini onun muhkemâtıyla sımsıkı irtibatlı götürmesine bağlıdır. Zira akıl ancak, dinin emrine girip ona tâbi olduğu, meselelerinde dinin referansını asıl kabul ettiği takdirde gerçek kıvamını bulabilir. Bu noktada aklın; karşılaştığı mevzuları, dinin sabit ve değişmez kaideleri olan muhkemâtıyla test etmesi çok önemlidir.