Jan Dark da kendi anlayışı çerçevesinde bir samimiyet âbidesiydi. Bu efsanevî kadın, alevler içinde yanmayı, o güne kadar söyleyip savunduklarından dönmeye tercih etmişti. Vücudu, dört bir yandan dev alevler içinde erimiş, bükülmüş, kömürleşmişti ama o, kararlı, aynı şeyleri mırıldanıyordu. Bu kül yığını bir süre Fransız milletinin mihrabı hâline gelmişti; siyah kehribar atının üstünde saygı duyulan bir mihrap…
Jan Dark’ı her türlü Hıristiyan tahrifatının üstünde bir mevkie yükselten, onda şahit olunan vicdan duruluğu ve ruh safvetiydi.. evet, onun göz kamaştıran sihri, bu güçte gizliydi.
f. Tevhid Şuuru
Vicdan duruluğunun diğer bir tezahürü, tevhid şuurudur. Cenâb-ı Hakk’ın zâtında şerîki olmadığı gibi, ef’âl ve esmâsında da misli, mesîli yoktur. Bütün kevn ü mekân ve bütün hâdiseler O’nun kudret elindedir. O’ndan başka hiç kimse de zatında bir iş yapmaya muktedir değildir.
Öyle ise, Rab ile kul arasına bir başka kul ve beşerin girmesi mânâsız bir davranıştır ve hiçbir faydası da yoktur. İnsanın tevekkül ve güveni Allah’a olmalıdır. Zaten mutlak teslimiyet de ancak Cenâb-ı Hakk’a karşı gösterilir.
Bütün insanları bir çizgide toplayacak en büyük fasl-ı müşterek, tevhid anlayışıdır. Böyle bir fasl-ı müşterekte birleşemeyen insanların başka bir çizgide birleşmeleri imkânsızdır.
Onun içindir ki, Allah Resûlü Kur’ân’ın diliyle insanları ve bilhassa Ehl-i Kitab’ı davet ederken bu müşterek fasılda birleşmeye, yan yana gelmeye ve omuz omuza vermeye davet eder. Âyet mealen şöyledir: