İbn Abbas anlatıyor: Ömer’i rüyamda görebilmek için tam bir sene dua ettim. Neticede bir gün onu rüyamda gördüm. Alnındaki terleri siliyordu. Sordum: “Ne ile karşılaştın?” Cevap verdi: “Hesaptan şimdi kurtuldum. Eğer Rabbimi Raûf ve Rahîm bulmasaydım, ben bu gün mahvolmuştum.”85
Oysaki o bir sahabiydi ve her sahabi ilâhî imtiyazla serfirazdı. Evet, onlar gökteki yıldızlar gibiydi.86 Hele Ömer, hele Ömer… Düşünün ki onlar, “Tâbiînin en büyüğü, sahabenin en küçüğü olan Vahşî’nin atının burnundaki toz kadar dahi olamaz.”87 veli sözündeki mazhariyetle mâruf idiler.
Ama onlardan hiçbiri kendilerine ezel canibinden verilen bu pâyeyi bir üstünlük vasıtası olarak görmüyorlardı. Evet, “Biz sahabeyiz, dolayısıyla diğer insanlardan üstünüz.” iddiasında bulunan bir tek sahabi yoktur. Aksine onlar kendilerini hep insanların en mücrimi saymışlardır. Dünya adına gördükleri nimetlere sevinmemiş, aksine ağlamışlardır.
İşte onlardan biri: Habbab b. Eret, ne zaman Mus’ab’ı hatırlasa ağlardı. Niçin ağladığı sorulunca da durumunu şöyle anlatırdı: “Mus’ab Müslüman olduğunda Mekke’nin en yakışıklı genciydi. O, sokaktan geçerken kadın ve genç kızlar pencerelere üşüşür, onu seyrederlerdi. Mekke içinde Mus’ab kadar güzel giyinen ve güzel kokular sürünen yoktu. Hâlbuki Uhud’da şehit düştüğünde ona kefen bezi bulunamamıştı. Başını bir parça bezle örtmüş, ayaklarına da izhir otu koymuş ve Mus’ab’ı işte böyle gömmüşlerdi. Hâlbuki şimdi biz dünya nimetleri içinde yüzüyoruz. Ahiret nimetlerini burada tüketmiş olacağımdan korkarım. İşte bunu düşünüyor ve bunun için gözyaşı döküyorum.”88
Ebû Hüreyre, üzerine giydiği bir keten elbiseden dolayı kendini itap ediyor ve “Daha dün açlıktan bayılırdın da Medine çocukları seninle alay ederlerdi. Şimdi durmuş keten elbise ile çalım satıyorsun!”89 diyordu.
Dipnotlar
- 85 İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 3/375.
- 86 Bkz.: Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/147.
- 87 İmam Rabbânî, el-Mektûbât 1/70 (58. Mektup).
- 88 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 1/145; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe 4/407.
- 89 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 1/378; Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ 2/590.