Boykot hâdisesi ve ardından da Hz. Hatice ve Ebû Talib’in vefatları, zâhirî esbap açısından Allah Resûlü’nü insanlar arasında hâmisiz hâle getirmişti. Sebepler bütünüyle ortadan kalkıp O’na destek olacak her şey yok olup ve el atacak bir dal kalmayınca, Müsebbibü’l-Esbap (sebepleri elinde tutan Allah) ehadiyet burcunda kemal-i rahmetiyle tecellî etmiş ve büyük mütefekkirin beyanı içinde, tevhid nuru ehadiyet sırrında görünmüş ve Allah Resûlü, Rabbi’ni, Mâliki’ni, Hâlikı’nı bizzat görmek üzere semalar ötesine davet edilmiş ve şanlı bir misafir olarak ağırlanmıştı.
Burada maksadımız Mirac’ı anlatmak olmadığından şimdilik o fasla girmeyeceğiz. Değişik bir hususa dikkatleri çekmek için bu girizgâha girmiş idik ki o husus da şudur: Allah (celle celâluhu), böyle mühim bir mucizeyi anlatma sadedinde, Efendimiz’in ne Kur’ân ne İncil ne de Tevrat’taki isimlerini, yani Muhammed, Ahmed ve Ahyed’i zikretmeyip, kulluğundan bahisle O’na “abdihi” demektedir.
Sanki O, “Ben bir kulum” deyince, Allah (celle celâluhu) da O’na şöyle demektedir:
“Madem sen kul oldun. Ben de kulluğu büyük bir değer ve kıymet hâline getirip onu yeryüzünde en büyük bir değer olarak kabul ediyorum. Yani nerede senin değer ve kıymetinden bahsetmek istersem, orada senin kulluğunu nazara vereceğim. Hem öyle bir nazara vereceğim ki, her Müslüman, şehadetinde, senin risaletinden evvel kulluğunu ifade edecek ve dünyanın dört bir yanı onların bu ifadeleriyle inleyecek, herkes senin kul olduğunu haykıracak. Adın anıldığında gönüller saygı ve haşyetle dolacak, diller sana salât u selâm okuyacak.”