İçeriğe geç

Arş, Cennet’in tavanıdır. Ananın ayağı ise, Cennet’in üst katındadır; zira, fâniler arasında en muazzez varlıktır ana. O, yeryüzünde dolaşırken gökteki bir baştır ve bütün başlar onun ayaklarının altındadır. Onun pabucunun tozu, gözlere sürme kadar aziz ve ayaklarına sürülen yüzler, Arş eşiğindeki başlar kadar yücedir.

Ana inleyen bir varlıktır. Bütün bir hayat boyu inleyen ve sızlayan… Onun analığı evlâtla kaimdir; “Anam!” diyen bir evlâtla.. evlât olmayınca ana ana değildir. Bilmem ki, anaya “Anam!” demeyen evlâda ne demeli? Ananın emeli bir evlât, bazen de başka bir şeydir; mânâ gibi, ruh gibi, ideal gibi bir şey…

Ana vardır, dünyaya getireceği yavruyu Hak yoluna adar. Ana vardır, bir yavru ister; ama elde edemeden inkisar içinde gider. Ana vardır, izah edemeyeceği yavrunun hesabıyla iki büklüm olur ve “Keşke daha önce ölüp de unutulup gitseydim!”101 der. Ana vardır, evlâdıyla derbeder ve bednâm olur, adı kötüye çıkar. Ana vardır, Firavunun otağında bir milletin gözdesidir. Ana vardır, peygamber evinde şeytanın bendesi; ana vardır, sessiz, belirsiz ve meçhuldür; fakat güller, çemenler yetiştirir. Ana vardır, destanlara sığmaz; ama zihinlerde, sinelerde ve hislerdedir. Ana vardır, kâğıttadır, kalemdedir, romandadır…

Toprak tohuma, kaynak çağlayana, Havva insanoğluna anadır. Meryem bir ruha (İsa), Âmine bütün bir hakikate, varlığın sırrına, sırların özüne…

İyisi de vardır, kötüsü de ananın… İyisine canlar feda! Ya kötüsüne, tali’sizine ne demeli? Evlâdını güldürmemişe ve evlâdından yana gülmemişe, gün yüzü görmemişe…

112