Bunlardan Muhammed b. Münkedir sabahlara kadar ağlar ve içini Allah’a dökerdi. Bir gün annesi dayanamamış, “A be evlâdım! Eğer seni çocukluğundan beri elimde büyütmüş olmasaydım, kim bilir hangi günahına ağlıyor, diyecektim. Ama ben seni doğduğun günden beri tanıyorum. Söyle bana hangi günahın var ki, bu kadar ağlıyorsun?” demişti. Buna karşılık o ise annesine şu cevabı vermişti: “Kur’ân-ı Kerim’de ki bir âyetin benim için söz konusu olması endişesi.” dedi ve âyeti okudu: “Hiç hesaba katmamış oldukları şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılıverdi.”93 Evet o “Ben Allah’tan ummadığım şeylerin aleyhimde ortaya çıkmasından korkuyorum.” diyordu.”94
Şimdi bu şuurda olan bir insanın kendisini başkalarından üstün görmesine imkân var mıdır? Hele böyle insanlardan meydana gelmiş bir toplulukta hiç sınıf farkı olur mu? İçe doğru bu kadar derin bir cemaatin bir papaz, bir haham gibi başkalarının günahlarının affına vesile olabileceklerini iddia etmeleri hiç düşünülebilir mi? Evet, onlar hep kendi aflarına ferman beklemiş ve hayatlarını bir mânâda akrebin kıskacında geçirmişlerdi.
İşte bu müsavat, şanlı tarihimiz boyunca halifeyi kapısında çalışan hizmetçi ile yan yana getirmiş ve hizmetçi, “Hakkımı istiyorum!” dediği zaman, halife bu büyük hak karşısında dize gelmiş, belki de kendisini hizmetçisinin karşısında eğilmeye zorlamıştı.
İşin aslına gelince, İslâm’da her şey Allah hâkimiyetine bina edilmektedir. Yani, herkes Hakk’ın kuludur ve herkes O’nun karşısında iki büklüm olur, serfürû eder. İşte gerçek müsavat da bundan doğar. Yoksa, tantanalı nutuklar atılması, bunun için kitaplar yazılması, beynelmilel beyannameler neşredilmesi ile müsavat adına bugüne kadar bir adım atılmadığı gibi bundan sonra da atılamaz ve atılamadığı da meydandadır.
Dipnotlar
- 93 Zümer sûresi, 39/47.
- 94 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 3/146; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 56/67; Kurtubî, el-Câmiu li ahkâmi’l-Kur’ân 15/265-266.