Nuaym b. Mesud o gün henüz Müslüman olmamıştır. Medine’ye gelerek Müslümanların içine korku salmak ister. Gayesi Müslümanlar’ı bu takip işinden vazgeçirmektir. Onlara Mekkelilerin büyük bir orduyla tekrar gelmekte olduklarını söyler ve Medine’de tek bir Müslüman bırakmama niyetinde bulunduklarını ilave eder. Ancak onun bu sözleri Müslümanlar’ın sadece iman ve tevekküllerini şahlandırır.12 İşte aşağıdaki âyet bize bu tabloyu anlatmaktadır:
“İnsanlar onlara, ‘Düşmanlarınız size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun!’ dediler. Bu, onların imanını artırdı da, ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.’ deyiverdiler.”13
Hiçbir istikbal endişesi duymadan, ölümü istihkâr edip, herkesin ölümden kaçtığı ölçüde ölümün üzerine yürüyen bu korkusuzlar, ancak hür vicdanların yapabileceği bir kahramanlık sergilemişlerdir.
Zaten tarih yapan da işte bu tür kahramanlardır ve böyle büyük meseleleri ancak, çeşitli mevcelenmelerden sonra istenilen durumu kazanmış kıvamında ruhlar halledebilir.
Hırsını aşamamış, korkuyu yenememiş, makam, mansıp ve mevki düşkünlüğünden kurtulamamış, gönlünü herhangi bir koltuk sevdasına kaptırmış veya bütün hisleriyle bir siyasî partinin başında kalmaya kilitlenmiş ya da bir başka kaprisinin altında ezilmiş kimselerin -ısrarla söylediğimiz gibi- ne fert ne cemiyet ne de insanlık adına en küçük bir mesele halletmeleri mümkündür.
d. Zirvedeki Ruhlar
Tarihe bu nazarla baktığınızda, cihan çapında muvaffakiyetleri; candan-cânândan, yurttan-yuvadan ve her türlü ten sevdasından geçebilen ve bu yönleriyle hasbîliği, diğergamlığı ve yaşatma arzusuyla yaşama tutkusunu terk etmeyi temsil edenlerin gerçekleştirdiğini görürsünüz. İşte bunlardır zirvedeki ruhlar!
Dipnotlar
- 12 İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 2/59-60.
- 13 Âl-i İmrân sûresi, 3/173.