İnsanların Allah’ın kulu olduğu kabul edilmedikten sonra, şahıslardaki firavunluk yıkılsa bile onun yerini cemaat ve millet firavunluğu gibi firavunluklar alacak, haklar çiğnenecek ve adalet gerçekleşmeyecektir.
İstibdat bir şahıstan alınıp tevzi edilse de yine istibdattır. Zira, kuvvet hakta olmalı, kuvvetin hakkın elinde olduğu kabul edilmeli, fertler Hakk’a hesap vereceklerine inanmalıdır ki, en büyük başlar en küçük başlar karşısında eğilsin. İcabında halife-i rûy-i zemin, başını sıradan bir insanın ayağının altına koyabilsin; Ömer gibi “Bas ayağını şu yüzüme!” diyebilsin…
…Ve yine; Türkiye kadar bir eyaleti idare eden valilerden herhangi biri, yanlışlıkla sırtına yüklenen yükü, gönül inşirahı içinde yüklenip götürsün ve şöyle desin: “Mademki Allah Resûlü, ‘İnsanların efendisi, onlara hizmet edendir.’95 buyurmuştur. Öyle ise bu yükü taşımak benim en aslî vazifemdir. Bana bu vazifeyi yapabilme güç ve imkânını verdiği için Cenâb-ı Hakk’a hadsiz hamd ü sena olsun.”
m. Eşitliğin Kadın-Erkek Buudu
Eşitliği, ütopya yazarlarının tersim ettiği üstûrelerde, anlattıkları masallarda aramak yanlıştır. Ne silah zoruyla ne de kaba kuvvetle müsavat meydana getirilemez. İnsanlar gönül duruluğuna erdiği zaman o kendi kendine gerçekleşir. O, önce Arş-ı Âzam’ın küçük bir fihristi olan insan vicdanında mâkes bulur, oradan da hayat-ı içtimaiyeye akseder ve gider toplumda billûrlaşır.
Allah’ın (celle celâluhu) beyanı, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebliği ile Müslümanların hayatında pratik mânâda tatbik gören ve yaşanan müsavat da işte budur. Müslümanların 15 asır evvel ulaştıkları bu noktayı Batılının bugün bile yakalamış olduğu söylenemez.
Dipnotlar
- 95 Deylemî, Müsned 2/324; Münâvî, Feyzu’l-kadîr 4/122; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/561, 562.