İçeriğe geç

Bir sabah namazı vaktiydi. Ezan okunmuş ve cemaat saf saf durmuş, imamını bekliyordu. Ömer (radıyallâhu anh) içeriye girmiş, imamete geçmiş ve her zamanki gibi, “Safları düzeltin!” diye seslenmiş ve tam namaza durmuştu ki, Allah huzurunda arkasından yediği bir hançer darbesiyle yere yığılmış ve sadece, “Yakalayın, köpek beni vurdu!” diyebilmişti.

Evet, hançeri tutan o terörist el kudurmuş bir köpeğe benziyordu. Bu çılgın adam aynı safta bulunanlardan tam on üç kişiyi de yaralamış ki, bunlardan dokuzu daha orada can vermişti.

Hz. Ömer’i (radıyallâhu anh) evine götürdüler. Namazı Hz. Abdurrahman b. Avf (radıyallâhu anh) kıldırdı. Namazı müteakip bütün cemaat Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh) evine dolmuştu. O (radıyallâhu anh) ise uzanmış upuzun yatıyordu.

Getirilen tabip, “En çok sevdiğin ne ise onu iç!” deyince, Ömer bir bardak nebiz içti. Fakat içtiği bu nebiz paramparça hâle gelmiş bağırsaklarından olduğu gibi dışarıya çıktı. Süt getirdiler. İçtiği süt de aynı şekilde dışarıya çıkıverdi.

Herkes başucundaydı ve hıçkırıklar boğazlarında düğümlenip kalmıştı. Doktorun, “Yâ Ömer! Vasiyetini yap!” dediği duyulunca bir anda içeride bir feryâd ü figan koptu. Herkes dövüne dövüne ağlıyordu. Ömer (radıyallâhu anh) “Ağlamayın! Ağlayacak olan yanımdan çıksın. Siz, Allah Resûlü’nü, ‘Ehlinin ağlamasıyla ölü muazzeb olur.’76 dediğini duymadınız mı?” diyerek onların ağlamasına mâni olmaya çalışıyordu.

Ömer (radıyallâhu anh) İbn Abbas’a, “Bakın bakalım, beni vuran kimdir?” diye sordu. Gelen habere göre, onu Muğîre b. Şu’be’nin kölesi İranlı Firuz vurmuştu. Ömer (radıyallâhu anh) bunu öğrenince, “Allah’a hamd olsun ki, benim kanımla bir Müslüman elini kirletmedi.” dedi.

102