İçeriğe geç

Biraz sohbetten sonra Hz. Ömer, ona niçin geldiğini sordu. Aldığı cevap aynen şu olmuştu: “Karşıma mürafaa (bir dava duruşması) için bir mü’min ile bir zimmî çıktı. Bir ara canım sıkıldı ve haksız olan zimmîye yakışıksız bir söz sarfettim. Sonra da pişman oldum ve kendi kendime karar verdim ve: ‘Benim gibi birinden vali olmaz!’ dedim. Zira huzuruma mürafaaya çıkan bir kimseye itap edebiliyorum.”

Hz. Ömer ısrar eder ve: “Döneceksin eyaletinin başına! Senin gibi adamlar vali olmazsa kim vali olacak?” O ise: “Dönemeyeceğim yâ Ömer! Beni bağışla, ben valilik yapamam!” der.112

İşte size örnek bir vali; “Beni bağışla, ben valilik yapamam!” diyor. Görüyor musunuz devlet adamını! Ve görüyor musunuz bizim içtimaî yapımızdaki temel kaideleri! Vicdanlar bu kadar duru ve engin, idare edenlerde de سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ“Kavmin efendisi, ona hizmet edendir.”113 esası hükümferma idi.

Hz. Ömer’in bir başka valisi Said b. Âmir’dir. O da koskoca bir eyaletin valisiydi. Buna rağmen, Hz. Ömer bir gün o eyaletin fakirlerinin isim listesini isteyince, defterdarın hazırladığı listenin başına da Said b. Âmir’in adı yazılmıştı.

Hz. Ömer, önce onun adını görünce şaşırmış ve yanındakilere, “Bu bizim Said mi?” diye sormuştu. Aldığı cevap hakikaten ibret vericiydi: “Evet, eyaletin en fakiri Said’dir.” denilmişti.114

İçtimaî tekâfül böyle bir anlayışla gerçekleşecek, herkes bu duygu ve bu düşünceyi paylaşacak, sosyal adalet o zaman kendi kendine teessüs edecektir.

121