İçeriğe geç

İbn Abbas anlatıyor: O günlerde Ömer’i mükedder ve mahzun görünce, “Yâ Ömer!” dedim, “Senin İslâm’ın tam nusret, hilâfetin de fetihtir. Vallahi, senin imametin zamanında yeryüzü adaletle doldu. İki davalı sana gelse, neticede mesele senin sözlerinle nihayet bulurdu.”

Ben bunları söyleyince, Ömer, “Beni oturtun!” dedi. Oturdu ve “Ey Abbas’ın oğlu! Biraz evvel söylediklerini bir daha tekrar et.” dedi. Ben de aynı şeyleri tekrar ettim. Bunun üzerine Ömer sordu: “Bütün bu dediklerine kıyamet günü, mahşer meydanında ve Allah karşısında da tekrar edecek misin?” Ben, “Evet!” deyince, Ömer âdeta sevincinden uçacak hâle gelmişti.79

Kapıda hıçkırıklarını tutamayıp ağlayan Ka’b b. Mâlik, “Eğer Mü’minlerin Emiri istese Allah ondan emanetini almaz.” diyordu. Ömer bunu işitince, “Allahım, emanetini al!” diye dua etmişti.80

Hicretin 23. yılında 26 Zilhicce Çarşamba günü yaralanmış ve dört gün kadar hasta yattıktan sonra, 1 Muharrem Pazar günü gözlerini bu fâni dünyaya kapayıp ebediyet iklimine ve hasretini çektiği âleme göç etmişti. Vefat ettiği gün hicretin 24. senesiydi ve o 63 yaşında bulunuyordu…

Yıkanıp kefenlendi. Namazını Suheyb b. Sinan kıldırdı. Daha evvel müsaadesi alınan yere defnedildi. Böylece, başı Allah Resûlü’nün etekleri hizasında olmak üzere ebedî istirahatgâhına tevdi edilmişti.81

Etrafta ölüm haberi duyulunca, titreyen dudaklardan ürperti hâlinde şu kelimeler dökülüyordu: “Ömer, İslâm’ın kalesiydi ve şimdi o kale yıkıldı!”82

Ölüm haberini duyan Abdullah b. Mesud, “İlmin onda dokuzu gitti.”83 demişti. Onun ölümüne ağlayan sadece insanlar değildi. Hz. Âişe, “Cinler de Ömer için ağladı.”84 der.

104