İşte mü’min, hacca böyle bir misafirlik havası ve anlayışı içinde gitmelidir. Bu havayı yakalayan kimsenin içinde oraya karşı ciddi bir şevk ve iştiyak uyanacaktır. O, büyük lütuflara mazhar olacağı bir mekâna yolculuk yapmaktadır, nasıl şevk u iştiyak içinde olmasın ki!
Böylesine bir anlayış ve iştiyak içinde haccını eda eden biri, ister istemez masivadan alâkasını kesecek, O’nun dışındaki bütün güzelliklere gözlerini kapayacaktır. Sadece O’nu düşünecek ve hayaline başka şeylerin girmesine izin vermeyecektir. Aslında hacca giden her insanda az-çok müşahede edilen bir durumdur bu. Gözünü O’ndan gayrısına kapama, yalnız O’nunla oturupkalkma, dünyevî meseleleri hatıra getirmeme… herkeste az-çok vardır ancak tam mânâsıyla bu duyguyu hissetmesi için insanın buna ciddi şekilde azmetmesi gerekir.
Evet, aşk u şevkle geldiği bu mübarek mekânda mü’minin azim sahibi olması gerekir. Peki neye karşı azim? Hayaline başka şeylerin girmesine fırsat vermeme adına azim. Sadece matlup ve maksudu olan Allah’ı düşünme, başka şeylere kalbini kaptırmama, çarşı-pazara takılmama adına azim. Sadece ve sadece Allah’ı mülâhazaya alma, O’nu görme, O’nu duyma, O’nu bilme, O’nunla hemdem olma, kendini O’na enis ü celis kılma adına azim. Cenâb-ı Hakk’ın misafiri ve ziyaretçisi olduğunu bir an hatırdan çıkarmama havası içinde yapılan hac, işte bu azmin ifadesidir.
Hacda böyle bir azmi yakalayabilmenin yolu, insanın yakasında hiçkimsenin elinin bulunmamasından geçer. Daha önce bahsettiğimiz gibi insan hacca gelmeden önce redd-i mezâlimde bulunacak, zulüm adına ne işlemişse hepsinden kurtulmaya çalışacaktır. Her türlü kul hakkından sıyrılıp melekleşmenin yolunu arayacaktır. Birilerine kötü söz söylemiş, birilerini çekiştirmiş, birilerinin gıybetini etmiş, birilerine haksızlık etmiş olabilir; önceden bunların hepsini tek tek gözden