leyerek yaptığı gibi, aynı zamanda, yaptığı ibadetini Rabbisinin kabul edeceğine inanarak yapmalıdır.
Her ibadet için geçerli olduğu gibi hac farizasını eda ederken de bu husus büyük önem arz eder. Mü’min, öncelikle, haccın gereklerini tam olarak yerine getirmeye çalışacak; tavafını, vakfesini, ihramını, sa’yini... tam tekmil yerine getirmenin yoluna bakacaktır. Bunları yerine getirirken de ihlâs ve samimiyeti elden hiç bırakmayacaktır. Zira ibadetin özü-hülasası ihlâstır. İhlâssız yapılan, sırf Allah için ifa edilmeyen bir ibadetten geriye kalacak olan sadece yorgunluk ve uykusuzluktur. İhlâsla yapılan ufacık bir amel bile Allah katında çok kıymeti hâizdir.
Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etme niyetiyle başlanan bir ibadet, üzerinde sabr ü sebat edilerek kemâle erer. “Olsa da olur olmasa da olur.” değil, “Olmazsa ben helâk olurum, mutlaka bu ibadetimi bihakkın yerine getirip Allah’ın rızasına ermem gerek.” düşüncesiyle, bu hususta ısrarcı ve sebatkâr olmak gereklidir. Nazar-ı merhameti üzerine celbedebilmek için ısrar edeceksin.. Cennet’i hak edebilmek için ısrar edeceksin.. seni seyreden ervah-ı tayyibeyi memnun ve mesrur edebilmek için ısrar edeceksin... Hâsılı, yapılmaya başlanan bir ibadette ihlâs ve samimiyetin yanında, sebat etmek, o kapıdan ayrılmamaya azmetmek de çok önemlidir.
Sonrası ise Rabb’e karşı, senin ibadetini kabul edeceğiyle ilgili hüsnüzan beslemekle ilgilidir. “Benim gibi günahkâr birinin haccını Allah niye kabul etsin ki? Ben ne kadar istesem de haccı O’nun razı olduğu şekliyle yapamam! Ben Allah’ın misafiri olmaya layık değilim…” gibi düşünceler nefis muhasebesi açısından güzel olsa da, azmedilip yapılmaya başlanan bir ibadet hususunda Allah hakkında suizanda bulunmayı ifade etmeleri açısından mahzurludur.
Evet, her ne kadar hiçbirimiz Allah’ın misafiri olarak hacca gelmeye, Beytullah’ı ziyaret edip o kutlu evin sahibinin rıza-