vararak ümmet-i Muhammed’in yeniden dirilişi adına onlara da “amin” dedirtebilirsiniz.
Duaların külliyet kesbedince kabul edileceğine dair hazreti Pîr-i Muğan’ın bir ifadesi var.89 Bir topluluk tarafından bir duaya ‘amin’ deniyorsa o dua Allah’ın izni ve inayetiyle kabule karin olur. Bu sebeple, imkân olduğu sürece bu türlü fırsatları kaçırmayıp değerlendirmek lazım.
Bazen hac için Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina’da bulunan insanların hâline bakıyor ve uzaktan bu şuuru arıyorum. İçlerinde delice Allah’a (celle celâluhu) dua eden, heyecanla köpüren birileri olup olmadığına bakıyorum. Eğer orada bin tane insan samimi olarak elini açsa ve yüce mülâhazalar bin ağızdan birden Cenâb-ı Hakk’a yükselse, külliyet kesbeden böyle bir duanın geriye çevrileceğine ihtimal vermiyorum. Hatta benim bu konudaki inancım şudur: Şayet orada bulunan üç milyon insan ellerini kaldırsa ve “Allah’ım, bu yeryüzünü değiştir!” deseler, ayaklarının altındaki yeryüzü birden bire değişikliğe uğrar ve farklı bir âlem olur.
Heyhat! Âlem-i İslâm’ın, var olduğu günden bu yana, günümüzde olduğu kadar derbeder ve perişan olduğuna, bu kadar dağıldığına şahit olunmamıştır. Ama demek ki insanlar bu felâketleri, bu zillet hâlini bütün fecaatiyle hissedemiyorlar. Şayet hissetselerdi, en azından bir dua ölçüsünde bu durumdan kurtulma gayretleri olurdu. İnsanlar bu ızdırabı hissetmedikleri gibi etraflarındaki küfür dalgalarının darbelerinden rahatsızlık da duymuyorlar. Dolayısıyla da küllî bir duaya yönelme lüzumunu hissetmiyorlar.
Hâsılı, Cennet bizim için çok önemlidir. Allah bizi Cennet’ten mahrum edip Cehennem’e koymasın. Bununla birlikte, orada ümmet-i Muhammed’in derlenip toparlanması, bir araya gelmesi, bütün dünyadaki bela ve musibetlerin, fitne
Dipnotlar
- Bkz.: Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası, s.68, 69.