Bu hususiyet ve kanun ile kâinatta her şeyin nizam içinde hareket etmesi, Allah’ın her şeyi görüp gözettiğini ve her harekete müdahale ettiğini göstermektedir. Esasen hilkat âleminde her an sürekli kitaplar yazılmaktadır ve bunların hemen hepsi de, önceden planlanmış bir kader ve nizam içinde gerçekleşmektedir. Evet, o mutlak kudret ve irade sahibi Cenâb-ı Hak, her şeyi önceden takdir ve tayin etmiştir.
İşte kâinat da böyle bir kader planı üzerine yazılmış bir kitaptır. Bu kitabın harfleri ve alfabesi atomlar ise, kelimeleri de moleküllerdir. Canlı ve cansız bütün varlıklar ise âdeta bu kitabın cümleleri mahiyetindedir. Allah, “O Rabbinin adıyla oku ki, O hilkat âlemini kurdu.”64 âyetiyle okumayı emrederken hilkat sahasına dikkat çekmekte, okuma meselesini hilkate bağlamakta ve insanları kâinat ve hilkat kitabını okumaya davet etmektedir. Cenâb-ı Hak, “İnsanı bir alaktan (aşılanmış yumurta) yarattı.”65 âyet-i kerimesiyle ise makro âlemi hatırlatmak için, insanı nazara vermekte ve kâinatın yaratılışı ile insanın yaratılışı arasındaki muvazeneyi hatırlatmaktadır.
Bu yüzden de biz, kâinata, hep kudret ve irade kalemiyle yazılmış bir kitap nazarıyla bakmışızdır. Zira Kur’ân-ı Kerim, Cenâb-ı Hakk’ın Kelâm sıfatından gelen bir kitap olduğu gibi, kâinat da Kudret ve İrade sıfatlarından gelmiş bir kitaptır. İşte Kur’ân yer yer, insan ve kâinat arasındaki bu münasebeti arz eder ki, biz, bu arz edişlerde hep insanı küçük bir kâinat, kâinatı da büyük bir insan olarak değerlendiririz.
Dipnotlar
- 64 Alak sûresi, 96/1.
- 65 Alak sûresi, 96/2.