Burada, belki istihalelere uğrayıp değişen ve insan biçiminde şekillenen, iç ve dış unsurlarla dengelenen, sonra da ilâhî nefha ile şereflendirilen bu yeni varlık, maddenin-mânânın birleşik noktasında bir varlıktır. Allah (celle celâluhu), onun üzerinde son düzenlemeyi yapıp, onun içindeki umumi âhengi, çevresiyle olan dengesini ve topyekün varlıkla olan münasebetlerini nasıl tesis ettiğini şöyle açıklar: “Ben onu son kez düzenlediğim ve ruhumdan üflediğim zaman, siz (bu hitabın muhatabı bütün melekûtteki asnâf) hemen onun için (imtihan ve inkiyat) secdesine kapanın.”88
O güne kadar namı-nişanı bilinmeyen, melekûtta mahfuz, mülkte esâmesiz ki Kur’ân: “Dehrin cereyanı içinde öyle bir zaman gelip geçti ki, o dönemde insanın adı bile anılmazdı.”89buyurur. Böyle bir varlığı seleflerinin kavrayabilmeleri ve fâikiyetini kabullenmeleri, emre itaatteki inceliğin gözetilmesiyle alâkalıydı. Bu imtihanı kazanan kazandı, kaybeden de kaybetti.
Kur’ân-ı Kerim daha başka âyetleriyle insanın kaderî plandan, değişik hilkat safhalarına kadar merhale merhale yaratılışını öyle bir üslûpla anlatır ki, basiretle bu âyetlere baktığımızda onun anne karnında geçirdiği embriyolojik süreci de görebiliriz. Evet, Kur’ân’da bu iki sürecin de üzerinde hassasiyetle durulmuştur.
Dipnotlar
- 88 Hicr sûresi, 15/29.
- 89 Dehr sûresi, 76/1.