Evet, elektronlar, alabildiğine küçük olmalarına rağmen çekirdek etrafında âdeta kıyametler koparmaktadırlar. Şimdi şu âyet-i kerimedeki “zerre” kelimesinin farklı mânâlarıyla mevzumuza nasıl ışık tuttuğuna bakalım:
“Savrulup kaldıranlara (eserek bulutları, tozları kaldıran rüzgârlara, yanardağdan lavlar püskürten tabiî kanunlara, atomlara), (yağmur) yüküyle yüklü (bulut)lara.. Kolayca akıp giden (gemi ve gezegen)lere…”70
Âyet-i kerimede, zerreleri ve cisimleri evirip çevirerek ve karıştırarak hareket ettiren Allah’ın adına yemin edilmektedir.
“Zerr” kelimesi, Arapça’da aynı zamanda şu mânâlara da gelmektedir:
a. Zerr, az katıca ve yapışkan bir yemeği pişirirken, karıştırmak için onun içine sokulan cismin etrafında, süratle karıştırma neticesinde meydana gelen toplanmaya denir.
b. Tefsircilerin büyük bir çoğunluğunun yaklaşımlarıyla “zerr”, “rüzgâr” mânâsına gelir. Yani rüzgârın esip savurması, tozutup durması, ortalığı karıştırıp hortumlar hâsıl etmesi demektir.
c. Bazılarına göre ise “zerr”, “rüzgârların tozutup durması ameliyesinde vazifeli melekler” mânâsına gelmektedir. Eski-yeni hemen her tefsirde bu mânâları bulmak mümkündür.71
Bu mânâlardan da anlaşılacağı üzere Allah (celle celâluhu), sadece zerreler âleminde değişiklikler yapmamaktadır. Yeryüzünde rüzgârlar vasıtasıyla da bir kısım değişiklikler meydana getirmektedir. Cenâb-ı Hakk’ın fırtınalar vesilesiyle eşyayı ve cisimleri hareket ettirmesi, en büyük âlemden en küçük âleme kadar cereyan eden bir kanun-u umumî gibidir. Milyarlarca yıldız kümesi, Samanyolu’nun merkezi etrafında fırtınaya tutulmuş gibi saniyede 250 km (dakikada 15 bin km) hızla dönmektedir. Elektronu atom çekirdeğinin etrafında belirli bir kanunla döndüren Allah (celle celâluhu), yeryüzünü ve rüzgârları da aynı kanunla döndürmektedir. Yine aynı kanunla Cenâb-ı Hak, feza-i ıtlaktaki güneşten milyonlarca defa daha büyük olan cisimleri, fırtınaya tutulmuş toz bulutları gibi belli bir noktaya doğru hareket ettirmektedir.
Dipnotlar
- 70 Zâriyât sûresi, 51/1-3.
- 71 Bkz.: Abdurrezzak, Tefsîru’s-San’ânî 3/241; et-Taberî, Câmiu’l-beyân 26/187; ez-Zemahşerî, el-Keşşâf 4/398.