Yukarıda zikredilen âyetlerin ifadelerindeki âhenk, ton, mûsıkî, insana “İnsanı hor ve hakir bir sudan en mükemmel şekilde yaratan ve sonra da onun bu yaratılış serencâmesini anlatan Allah ne güzel yaratıcıdır!” dedirtmektedir. Evet, Allah (celle celâluhu) ne güzel yaratıcıdır ki, en küçük bir şeyden en mükemmel bir varlığı inşâ ve ihdas etmekte, yarattığı şeyleri en güzel şekilde yaratmakta, hilkat âlemiyle alâkalı meseleleri insanları irşad etmek için onların nazarlarına arz etmekte ve bunları arz ederken akla hayale gelmedik esrarengiz hakikatlere de kapılar aralamaktadır.
20. asırda, Kur’ân’ın mucizevî oluşu hususunda çok şey söylenmiş ve söylenmeye de devam etmektedir. İhtimal ileride, bu asrın insanının ulaşamadığı “Kur’ân ufkuna dair hakikatler” diyeceğimiz daha pek çok sır keşfedilecek, Kur’ân’ın âyetleri ile ilmî araştırmalar değerlendirilerek vicdanlarımız yeni bir Kur’ân çağına uyarılacaktır. Kur’ân’ın âyetleri bir göz, kâinattaki âyât-ı tekviniye ise diğer bir gözdür. Bir başka ifadeyle hakikate ulaşma adına, kâinatı didik didik inceleyip araştıran bilimler bir göz, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan da diğer bir gözdür.
İnsan, eşya ve hâdiselere bu iki gözle baktığı takdirde kendisi dahil her şeyi tam görecek, nefsini bilecek ve bunun ışığında da ilâhî irfana ulaşacaktır. Bir Allah dostunun söylediği ve benzerini, Sokrates’in okulunun kapısına yazdırdığı rivayet edilen şu söz bu hakikati ne güzel ifade eder: مَنْ عَرَفَ نَفْسَهُ فَقَدْ عَرَفَ رَبَّهُ“Nefsini bilen Rabbini de bilir.”86
9. İnsanın Yaratılması
“Kasem olsun Biz insanı, kuru bir balçık, kokusu değişik ve şekillenmiş siyah bir çamurdan yarattık.”87
Dipnotlar
- 86 el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 1/225, 4/399, 5/50; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/343.
- 87 Hicr sûresi, 15/26.