İçeriğe geç

2. Bunların talebeleri olan Mücahid, İkrime ve Hasan Basrî vasıtasıyla yine bu zatlardan nakledilen görüşe göre, semavat ve arz رَتْقًا hâlde yani bitişik, işe yaramayan ve eksiği fazlası olmayan bir bütün idi. Daha sonra Cenâb-ı Hak bu bütünü açıp sistem sistem çözdü ve şekillendirdi.

3. Sahabe ve tâbiînin büyük bir çoğunluğu ise âyeti şöyle anlamıştır: Semavat ve arz bir ratk idi. Yani vardı ama görünmüyordu. (Bir nevi gaz yığını hâlindeydi.) O, Allah (celle celâluhu) tarafından açılıp, çözülüp, görülür hâle getirildi.

Bu görüşleri, İbn Abbas’ın (radıyallâhu anh) meşhur talebelerinden olan Mücahid (radıyallâhu anh) ve velilerin serdarı Hasan Basrî (radıyallâhu anh) gibi tâbiînin iki büyük imamı nakletmektedir. İbn Cerir ve İbn Kesir tefsirlerinde bu görüşlere bir hayli yer ayırmışlardır.27

Bu görüşlerden çıkan netice şudur: Başlangıçta sema ile arz arasında herhangi bir münasebet yoktu. Zira o zamanlar, arz ve sema bir ateş parçası veya duman hâlindeydi. Nitekim bu hakikat, Kur’ân-ı Kerim’de, “Sonra (Allah) semaya yöneldi. Ve o, duman hâlinde idi…”28 âyetiyle ifade edilmektedir ki burada Allah’ın iradesini semaya tevcih ettiğinde, semanın bir “duman-bulutsu” hâlinde olduğu gayet açık olarak zikredilmektedir.

474