İçeriğe geç

İşte Kur’ân-ı Kerim, kâinatın, bir nizam ve sisteme bağlı olduğunu vurgulayarak, insanlara sistemli düşünmenin kapılarını aralamakta ve böylece o, insanı darmadağınık düşünce kırıntılarından kurtarıp, sistemli tefekküre ve kâinatı sebep-netice perspektifinden mütalaa etmeye sevk etmektedir ki, bu sayede insanlar, büyük mesele ve problemleri halletme imkânını da elde etmiş olacaklardır. Sistemli düşünme metodunu kavrayan insan, aynı zamanda, düşünce noktasında yüksek ahlâka ermiş, terbiye görmüş ve insan-ı kâmil olma yoluna da girmiş demektir. Bu da meselenin bir başka yönüdür.

Diğer yönüne gelince, insanın beyan derinliğini ihtiva eden bir buud vardır ki bu yönüyle o, hem konuşur hem de muhatap olur ve dinler. Evet, insan bu yönüyle öyle enteresan bir santraldir ki, mekân ötesinden mesajlar alır ve ötelere dilekler sunar. Evet o, yerinde Allah’ın kelâm sıfatına muhatap olur, yerinde de Mütekellim-i Ezelî’ye karşı mütekellim-i hâdis olarak içini döker, arzularını dile getirir. İşte bu yönde insanın ruhen ve kalben terakkisine medar olabilecek önemli bir kaynak ve rehber vardır ki, o da yine bu Kur’ân’dır.

Kâinatta cari olan kanunlar cebrîdir; dolayısıyla da zahiri yönleriyle olabildiğine müsamahasız ve affa kapalıdırlar. Beşer, bunlara bir santim kadar ters düştüğünde, hemen cezalandırırlar. Meselâ, insanın beynine bir kurşun isabet ettiği takdirde kâinat kitabının bir kanunu olarak Allah (celle celâluhu) onu öldürür. Evet, O’nun ayarladığı ve cebrî bir şekle bağladığı bu dolabın kanunları bunun böyle olmasını iktiza etmektedir. Yine bir insan, kendisini yüksek bir yerden boşluğa attığında, (yerçekimi kanunu Allah’ın icraatına bir perdedir) düşen kişi yere çakılıp ölür. Kâinatta şartlı bir determinizma hâkimdir.

566