Her meselenin başı ve esası iman olduğuna göre, namazlara karşı tembellik gösterme meselesine de öncelikli olarak bu çerçeveden yaklaşmak gerekir. Şöyle ki, imanın şartları arasında sayılan esaslar, ferdin dünyaya bakışını şekillendirir. Buna göre Allah’a iman, kalbî huzurun yegâne esası ve teminatıdır. Allah’a imandan nasibi olmayan kalbler, bu boşluğu kat’iyen başka bir şeyle kapatamazlar. أَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ “Dikkat edin. Kalbler başka değil ancak Allah’ı zikir ile tatmin olur.”140 âyeti bu hakikati hatırlatır.
Peygamberlere iman, maziyi karanlık, geleceği ise endişeler içinde görme bahtsızlığından kurtaran önemli bir faktördür. Biz, onlara ve hususiyle de Nebiler Sultanı’na iman sayesinde, dünya ve ukbânın en tehlikeli yerlerini berk-i hâtif gibi geçeceğimize inanır, O’nun şefaat-i uzmâsı ile hayal ufuklarımızı aşan nimetlerle serfiraz olacağımıza iman ederiz.
Kitaplara iman, semavî kitaplarda yer alan bilhassa ahirete ait tablolar, Cennet ve Cehennem tasvirleri, bunlara inanan insanların sürekli bir metafizik gerilim içinde kalmasını sağlar. Hesap gününün dehşetini kitaplardan takip eden biri hayatının her ânını en iyi şekilde değerlendirmeye çalışır.
Meleklere iman, bize, tek başına kaldığımız anlarda dahi onlarla beraber olduğumuz, onların kontrol ve gözetimi altında bulunduğumuz hissini verir. Bu mülâhaza ile davranışlarımızı kontrol altına alır ve hayatımızı duyarak, hissederek yaşarız.
Kadere iman, musibet veya müjde televvünlü başa gelen her şeyin O’ndan olduğuna, aksine ihtimal vermeyecek kat’iyette inanma demektir.