Bir devlet reisi olarak iyi mü’min olma, çirkinlikler arasından gözünü lâhut âleminin güzelliklerine dikme, makama mansıba takılıp kalmama çok zordur. Yine bir padişah olarak, hem ordu komutanlığı yapıp fatih orduları idare etme hem de devlet kurup insanları memnun etme çok zordur. Rivayete göre Murat Hüdavendigar Hazretleri, tekbir alıp namaza duracağı zaman, birinci tekbirde Kâbe’yi göremediğinden ikinci ve üçüncü tekbirleri alır, onu karşısında müşâhede edene kadar da devam edermiş. Bir gün hocasının karşısına çıkıp şöyle demiş: “Hocam! Acaba benim bir günahım mı var ki, ilk tekbir aldığımda Kâbe’yi müşâhede edemiyor, ikinci ve üçüncü tekbirde ancak görebiliyorum.” Murat Hüdavendigar Hazretleri zanneder ki, hocası dâhil herkes, daha “Allahu ekber” dediği anda Kâbe karşısında beliverir ve bu hâli yakalayamayan da sadece kendisidir!
Evet, salih kimselerin namazdaki havası budur. Onlar, Rabbin rahmetiyle münasebet kurabilmek için, bir nişan taşı mesabesindeki Kâbe’yi iki kaşlarının arasında, alev alev kabaran ve kıvılcımları dağlar büyüklüğünde olan Cehennem üzerinden Cennet’e geçişi sağlayan ve bu dehşetli manzara karşısında nebilerin dahi “Selamet ver Allahım!” dediği Sırat’ı ayaklarının altında tahayyül ederler. Bütün revnaktarlığıyla Cennet’i sağ taraflarında, bütün dehşetiyle Cehennem’i sol taraflarında, kendisine bir pençe atmak üzere elini uzatmış ve nerede yakalayacağı belli olmayan ölümü arkalarında tahayyül eder, ciddi bir korku ve bunun yanında alabildiğine bir ümitle Rablerine karşı kulluklarını eda ederler. Mü’min, namazda bu havayı yakalayıp devam ettirdiği sürece her türlü fuhşiyattan ve münkerattan uzak kalacaktır. Değilse, رُبَّ قَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ قِيَامِهِ إِلَّا السَّهَرُ “Nice (gece kalkıp) namaz kılanlar vardır ki, onların bu namazlarından ellerinde kalan sadece uykudan mahrumiyettir.”93 fermanının tokatını yiyecektir.