İçeriğe geç

Öyle ki Fudayl İbn İyâz’ın ifadeleriyle söyleyecek olursak, sahabe efendilerimiz, benizleri atmış, yüzleri sararmış bir şekilde sabahı karşılarlardı. Çünkü gecenin çoğunu namazda geçirirlerdi. Bazen saatlerce kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı. Cenâb-ı Hakk’a içlerini dökerken, rüzgârlı bir günde sallanan ağaçlar gibi sallanır; gözlerinden, elbiselerini ve yeri ıslatacak kadar yaş dökerlerdi. Namazın lezzeti onlara bedenî yorgunluklarını unuttururdu da artık o vuslat dakikaları hiç bitmesin isterlerdi. Sabah olunca, yüzlerine yağ sürer, gözlerine sürme çekerler ve halkın içine sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş ve iyice dinlenmiş gibi çıkarlardı.

Hz. Ömer (radıyallâhu anh), sinesinden yediği hançerle baygınlık geçirirken kendisine, “Namaz ya emire’l-mü’minin!” dendiği zaman, “İşte kalktım!” deyip zorla doğrulmaya çalışıyor fakat her hareketinde kaybettiği kanla daha bir bitap düşüyordu. Namaz âşığı insanın vuslatı yine namazda oluyor, yüzünü yere koyup Rabbisine yakaracağı anda sinesinden yediği hançerle feryat ediyordu.

Hz. Ali’nin (radıyallâhu anh) hâli ondan farklı değildi; o da namaza giderken sararır solar, kendisine: “Bu ne hâl ya emire’l-mü’minin?” diyenlere de “Emaneti eda etmeye gittiğimi bilmiyor musunuz?” derdi. O da tıpkı Hz. Ömer gibi, namaz yolunda hançerlenmiş ve ruhunu o yolda Allah’a teslim etmiştir.

108