Mesela oruç, gizli bir ibadettir ve bir kimsenin oruçlu olduğunu başkası bilemez. Vâkıa oruç, gizliliğinden ötürü nezd-i ulûhiyette ayrı bir hususiyet arz eder ki, Allah (celle celâluhu), kudsî bir hadiste onu tebcil ederken, الصَّوْمُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ “Oruç Bana aittir ve mükâfatını da Ben veririm.”107 buyurur. Eğer oruçta da namazdaki gibi bir devamlılık söz konusu olsaydı Allah (celle celâluhu), bize savm-i Davud gibi gün aşırı oruç tutmayı farz kılardı. Bu itibarla denebilir ki namazın bu çok güçlü hatırlatma tesiri, kat’iyen başka bir ibadette mevcut değildir. Belki Cuma namazı veya hac gibi küllî ibadetlerde böyle güçlü bir tesirden söz edilebilir ve bunların hatırlatıcılığı önemli seviyede bir zikir sayılabilir. Ancak bunların da, namaz gibi her gün ve günde beş defa olmadığı için namazın yerini tutmaları mümkün değildir.
Namaz, insanları günahlardan arındıran ve onlardaki isi-pası temizleyen bir kurna gibidir. Her gün kıldıkları beş vakit namazda manen yıkananlar, günahlarından arınır ve tertemiz hâle gelirler. وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ “Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki iyilikler kötülükleri giderir. İşte bu, (Allah’ı) ananlar için bir hatırlatmadır.”108 âyeti, bu gerçeği dillendirmektedir. Bu âyetten anlaşılan mânâ, kılınan her namazın, yekûn bir hasenat teşkil etmesi ve bu hasenatın seyyiatı silip gidermesidir. Ayrıca âyet-i kerimenin sonunda, ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ “İşte bu, Allah’ı ananlar için bir hatırlatmadır.” denilerek, namazın hatırlatıcı gücü bir kere daha nazarlara verilmektedir.