Daha sonra kul, سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ der.سُبْحَانَكَ “Şu varlık içinde Sana şerik koşulabilecek hiçbir şey yoktur. Sen, Zât’ında, sıfatlarında ve icraatında teksin. Ne benim fiillerim ne de kâinatta cereyan eden hâdiseler Senden başkasına verilemez. İşte ben, böyle bir şirk düşüncesine sırtımı dönüyor, Seni tesbih ve takdis ediyorum.” demektir.
وَبِحَمْدِكَ ise, “Sana hamdediyorum.” anlamına gelir. سُبْحَانَكَ sözünde, Cenâb-ı Hakk’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederek vâhidî tecellîye karşı tam bir ubûdiyet ortaya koyma mânâsı vardır. Böyle bir tenzih ifadesinden sonra gelen وَبِحَمْدِكَ ile de insan, “Ben, bu mânâyı ihata edemem ama Sen, bana bunu duyuruyorsun. Zira Sen, bunları bana duyurmazsan ben duyup hissedemem. Öyleyse ben Seni bir taraftan tesbih ederken, aynı zamanda hamdle medyûniyet ve şükranlarımı da sadece Sana takdim ederim.” demektedir.
Daha sonra gelen, وَتَبَارَكَ اسْمُكَifadesinin mânâsına gelince o da, “Senin ismin bereket kaynağıdır. Benim gibi boynu tasmalı, ayağı prangalılara da o engin hazinenden bir şeyler veriver! Zira Sen, Seni inkâr edip, şirk koşanlara bile nice nimetler bahşediyorsun. Ben de bütün günah ve inhiraflarıma rağmen Sana teveccüh ederek, Senin bereket kaynağı mübarek ismine sığınıyor ve Alvar İmamı edasıyla, ‘Kerem kıl, kesme Sultanım keremin bînevâlerden / Kerem kesmek yakışır mı Keremkâne gedâlerden’ diyerek huzurunda inim inim inliyorum.” demektir.
وَتَعَالَى جَدُّكَ cümlesinde ise, “Senin şanın mütealdir. Nitekim sultana sultanlık, gedâya da gedâlık yaraşır. Ben, çok düşüp kalkmış olabilirim ancak şimdi iki büklüm olup kapına geldim. Zira Senden başka gidecek kapı yoktur. Günah bana yaraşmaz, doğru, fakat af da Senin şanındır.” mânâsı vardır.