İçeriğe geç

Zikir ile namaz arasındaki münasebeti bu şekilde tespit ettikten sonra tevbe ile namaz arasındaki irtibata gelelim. Tevbe, kişinin Allah’a yönelmesi ve kendi içini Allah’a (celle celâluhu) açıp dökmesidir. Tevbe, Allah’ın, bizim mahiyetimize yerleştirdiği ve günahlarla deformasyona uğrayan temiz ve latîf duygularda yeniden bir yapılanma meydana getirme ameliyesidir.

Günah işleyen her insan, küfre doğru bir adım atmış sayılır. Evet, Üstad Hazretleri’nin de ifadeleriyle, “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var.”109 Öyleyse her günah işleyen, bir adım Allah’tan uzaklaşmış ve bir adım da şeytana yaklaşmış demektir. İşte bu insan, tevbe ile tekrar Allah’a dönmüş olur ki, böyle biri aynı zamanda seyyiatını da hasenata çevirmiş sayılır. Üstad’ın yaklaşımı ile tevbe, insanın kötülüklere açık olan kabiliyetlerini hayra tevcih etmektedir ki bu da insanın hayır yapma potansiyelini kazanması demektir.110

İşte namazda da bu durum söz konusudur. Zira namaz, insanda gerçek mânâda bir tevbe şuuru meydana getirir. Her ne kadar insan, günde beş defa kavlî olarak tevbe etmese de kılmış olduğu namazlar, fiilî bir tevbe yerine geçmektedir. Kaldı ki namazda okunan evrâd u ezkârda, tevbe-istiğfar mânâsı taşıyan birçok dua ve âyet vardır. Mesela, mü’min namaza, “Allahu ekber” sözüyle başlar. Tekbirle, başka işlerden kopma ve kesilme adına âdeta eldeki fikir ve şuur balyozu mâlâyânî şeylerin üzerine indirilir ve Allah’a (celle celâluhu) teveccüh edilir. Evet, namazda, mâsivâdan kopma ve Hakk’ın davetine icabet edip O’na yönelme söz konusudur. Ne var ki böyle bir teveccühü, herkes ancak kendi kâmet-i kıymetine göre gerçekleştirebilir.

124