İçeriğe geç

Müslümanlar nezdinde mescidin ayrı bir yeri vardır. Bundan dolayı onun imar ve inşası büyük önem arz eder. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), dünyada bir mescit yapana, Allah’ın (celle celâluhu) Cennet’te bir ev bina edeceği müjdesini vermiş154 ve kendisi daha Medine’ye teşrif eder etmez, hem askerî ve sivil şuranın toplanıp devletle ilgili işlerin istişaresinin yapılacağı hem de bütün mü’minlerin topluca Allah’a kulluklarını arz edecekleri bir mescidin inşasına koyulmuştur. Hem öyle koyulmuş ki, ashabıyla birlikte kendisi de âdeta bir amele gibi çalışmış.. yerinde sırtına kerpiç alıp taşımış, yerinde eline manivela, kazma, kürek almış ve her türlü bürokratik anlayıştan uzak olarak toprak kazmış, taş kırmış.. insanlardan bir insan olarak iş yapmıştır. O’nun bu davranışı, kendisinden sonra gelen ümmeti arasında sünnet kabul edilmiş; İslâm ordularının komutanları, fethettikleri her yerde, ilk önce bir mescit açarak, öncelikle halkın toplanıp dua dua Allah’a yalvaracağı, semaya el kaldırıp arz-ı ubudiyette bulunacakları bir yer hazırlamışlardır.

Günümüzde mescitler, maalesef çoğu fonksiyonunu kaybetmiş ve sadece kulluğumuzu şeklen icra edebileceğimiz binalar hâline gelmiştir. Hâlbuki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), askerî, adlî ve idarî bütün meselelerini mescitte görmüş ve Müslümanlar bu sünneti uzun zaman devam ettirmişlerdir. Bütün işlerin mescitte yürütüldüğü dönemlerde insanlar, Rabb’e hesap verme havası içinde önce başını yere koymuş, sonra da kalkıp işlerini görmüşlerdir. Belki istemeden tekrar günahlara girmişler, ancak diğer vakit namazlarında tekrar Rabb’e müracaat edip arınmışlardır.

Namazın bu arındırma özelliğini, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sahih bir hadislerinde şöyle ifade eder:

الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ، وَالْجُمْعَةُ إِلَى الْجُمْعَةِ، وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ،

مُكَفِّرَاتٌ مَا بَيْنَهُنَّ إِذَا اجْتَنَبَ الْكَبَائِرَ

156