İçeriğe geç

Hâsılı, kalb inceliğimiz, farzı ve nafilesiyle namazlara dikkat etmemiz, bu dünyada kulluk vazifesini yerine getirmemiz için bir aşk, şevk, güç ve moral kaynağı; ötede de ölümle başlayan ve Cennet’e uzanan tehlikeli yolda sadık bir yol arkadaşı ve şefaatçi olacaktır. Namaz, bizi Yüce Yaratıcı’ya yaklaştıran bir vesile ve yerimizde durmamız için tutunacağımız kopmaz bir ip, çok sağlam bir tutamak ve bir kulptur. Namazın bizler için nezih bir hayat kaynağı ve fuhşiyâttan alıkoyan bir sur olduğunu da hatırlatıp, bunu ifade eden âyet-i kerimenin mealiyle bu bahsi kapatalım:

“Sana vahyedilen ‘Kitab’ı okuyup tebliğ et ve onunla amel et, namazı hakkıyla ifâ et. Muhakkak ki namaz, insanı, ahlâk dışı davranışlardan, meşru olmayan işlerden uzak tutar. Allah’ı namazla anmak, elbette en büyük fazilettir. Allah bütün işlediklerinizi bilir.”122

7. Efendimiz’in Namazı

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) namaza giriş ve onu eda ediş keyfiyetini doğrudan doğruya Cenâb-ı Hak anlatmaktadır: وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ “Allah, senin secdede nasıl kıvrım kıvrım kıvrandığını biliyor.”123 Yüce Allah bu sözleriyle, Resûlü’nün kıyamını, secdede nasıl ızdırap çektiğini ve rükünleri eda ederken bulunduğu yerin bilincini sırtında taşıdığını, dolayısıyla nasıl ağır bir kulluk vazifesiyle mükellef tutulduğunu, bu mükellefiyeti eda edebilmek için de iki büklüm kıvrandığını haber vermektedir.

131