Evet, bu duygu ve düşüncelerle namaz kılmaya muvaffak olabilen bir insanın, dünyevî işlerini bahane ederek namaz kılmaması düşünülemez. Öyleyse imanın yanı sıra namaz hakikatinin de bu insanlara anlatılması ve mümkünse bunları duymasına yardımcı olunması şarttır.
İnsan, namaz ibadeti ile tıpkı günebakan çiçeklerinin güneşe bakarak gelişimlerini tamamlamaları gibi gelişmesini tamamlayabilir. Günde beş defa Rabbine teveccüh ederek, pörsüyen duygularını, solan şuurunu yeniden canlandırabilir. Zindeliğini yeniden kazanıp O’na olan ahd ü peymânını yenileyebilir.
Bu yönüyle namaz, Allah’ın bizlere en büyük bir lütfudur. Onun yokluğu, güneşin yokluğu gibidir. Güneş olmadığında –sebepler plânında– günebakan çiçekleri de olmayacağı gibi, ibadet olmadığında bir anlamda insan da olmayacaktır. Öyleyse ibadete gerçek anlamda muhtaç olan bizleriz.
Öte yandan namaz kılan ve Rabbinin huzurunda manen dolan bir insan, atılacağı ticarî hayatında da mahzurlu şeylerden olabildiğine kaçınır. Özellikle gün ortasında kıldığı öğle ve ikindi namazları, insanın murakabe ve muhasebe hislerini coşturur; o mekanizmayı harekete geçirir ve insanı yanlışa düşmekten korur. Akşam, yatsı, teheccüt ve sabah namazları ise;
dizeleriyle anlatılmak istenen esrarın tecellî merkezleridir.
Ayrıca namaz, Müslüman’ın günlük hayatını düzen ve intizam altına alan cebrî bir faktördür. Günde beş defa Rabbin huzuruna çıkan insan, ister-istemez, hayatını bir düzen içine sokar. Sabah namazından sonra işine başlar, altı-yedi saatlik yoğun bir mesai ile yorulunca öğle namazı ile yeniden zindelik kazanır. İkindiye kadar tekrar çalışır. İkindi namazı ile yeniden zihnî ve bedenî bir dinlenme faslı yaşar. Namazdaki bu esasları bilemeyen ve sezemeyen insanlar huzursuzluk girdabına kapılır ve bunalımdan bunalıma sürüklenir giderler.