İçeriğe geç

اَلرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ “O, dünya ve ukbâda, kâfirlere de mü’minlere de merhametlidir.” Rahmeti, gazabını aşkındır. Öyleyse ne diye ümitsizliğe düşülsün ki?

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ “O, hesap gününün tek sahibidir.” Her kulun burada yapmış olduğu en küçük amelleri dahi kendisine arz edecek ve hesabını soracaktır. Ama rahmeti gazabını geçmiş olan Allahım bana orada da yardım elini uzatacaktır.

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Kulluğumuzu sadece Sana hasrettik ve sadece Senden yardım diliyoruz.” Rubûbiyetin, ulûhiyetin karşısında Sana köle olduğumuzu ilan ve itiraf ediyoruz. Fakat bu ne şerefli bir kölelik! Sultanımız, Sultanlar Sultanı olan Sensin Allahım. Bizler, hiçbir mahlûka boyun eğmeyecek kadar aziz ve şerefliyiz. Senin hoşnutluğunun olmadığı her şeye başkaldırmaya hazırız ve biz sadece Seni dileriz.

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ۝ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ

“Bize hidayet ver, bizi doğru yola sevk et. Kendilerine lütuflarda bulunduklarının yoluna.. gazaba uğramışların ve yoldan çıkanlarınkine değil!”

İnsan, kendisi için en önemli yardımın ne olacağını bilemediğinden, Allah (celle celâluhu), rahmetinin eseri olarak ona en evvel istemesi gerekeni öğretiyor ve kuluna اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demesini buyuruyor.

Şimdi her tarafından tevhid inancı sızan ve şuurla yapılan böyle bir kulluğun Allah’a arz edilmesi ve O’ndan yardım dilenmesi, aslında Allah’ın lütuf ve ihsanları karşısında yapılması gerekli olan şükür ve ibadetin tam yapılamadığının bir itirafı, acz ü fakrının şuurunda olan insanın, Hâlık-mahlûk münasebetini kavramış olmanın esprisi içinde Ganîyy ü Kerîm ve Kadîr u Zü’l-Celâl olan Rabbine sığınışının beyanıdır. Bu anlayış ve bu düşünce içinde bulunan bir insan nasıl ümitsiz olur ki?

141