İçeriğe geç

Diğer taraftan şayet kendinizi i’lâ-yı kelimetullaha adadığınıza inanıyorsanız, böyle bir vazifenin ve ona adanmışlığın ne ifade ettiğini de iyi düşünmeli ve ona göre bir tavır belirlemelisiniz. İ’lâ-yı kelimetullah, Allah’a imana çağrıdır; Peygamber Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem), sâir erkân-ı imaniyeyi ve İslâmiyet’i kabule davettir. İ’lâ-yı kelimetullah, Allah’ın yüce adının her yerde duyulması, bir bayrak gibi dalgalanması ve ruh-i revân-ı Muhammedî’nin en karanlık köşelerde bile şehbal açması için çok ciddi cehd ü gayret ortaya koymaktır. İ’la-yı kelimetullah, zatında yüksek ve pek yüce olan “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah” hakikatini yükseltme; onu dünyanın dörtbir yanında gökkuşağı gibi görülür ve herkes tarafından duyulur hâle getirme demektir.

Öyleyse şayet siz, insanları Allah’ı bilmeye, O’nun mesajını dinlemeye, varlığın çehresindeki ilâhî tecellileri okumaya ve Ma’bud-u Mutlak’a kulluğa çağırıyorsanız, önce kendiniz o ilâhî mesaja kulak vermeli, o tecellileri okumalı, hakiki ve halis bir kul olmalı değil misiniz? Başkalarını kulluğa çağırdığınız hâlde, kulluğun esası ve özü olan namaz gibi bir ibadeti tam eda etmiyorsanız, size yalancı demezler mi? Her defasında “Hele şu işten bir sıyrılalım.” düşüncesiyle namaza duruyor, onu aradan çıkarma duygusuyla kılıyor ve sadece sizin için bir kısım formalitelerden ibaret olan hareketleri yapmakla yetiniyorsanız, kendi kendinizi yalanlamış olmaz mısınız? Hemen aradan çıkaracak kadar değersiz gördüğünüz bir şeye başkalarını çağırmanız mânâsız bir iş sayılmaz mı? Herkesi çağırdınız bir hakikatin sizin nazarınızda çok ciddi bir mesele olması lazım değil mi? Siz, herhangi bir mesele üzerinde kemal-i ciddiyetle durmuyorsanız, onun kıymetli olduğuna başkalarını nasıl inandıracaksınız ki!..

Tesir, Allah’la Münasebete Bağlıdır

150