Âdem ile Havva, Cennet’te mahfuz, mestur bir hâlde sakin iken, ayıp yerleri açılarak yeryüzüne geldikleri gibi, âdemoğullarından her biri de, ana rahminde mahfuz ve mestur olarak rızıklanıp dururken, çırılçıplak bu dünyaya gönderilir. Sonra da bazıları, ayıp yerlerini örtecek kadar sade şekilde, bazıları da kalite ve markaya önem verecek kadar ileri seviyede giyinip kuşanmaya imkân bulurlar.
Bu arada takva hissiyle giyinmek, yani Allah korkusu ve hayâ duygusuyla giyilen ve Allah’ın izniyle maddî ve mânevî ayıptan, fenalıktan, zarar ve tehlikelerden koruyacak olan korunma elbisesi, mutlak olarak hayırlıdır; hayrın ta kendisidir. Elbise nimetinden nimetlenmek ve istifade etmek de asıl bununla mümkün olmaktadır.
Kendilerinde takva hissi, hayâ duygusu ve Allah korkusu olanlar, çıplak kalsalar veya zorla çıplak bırakılsalar bile, en azından Âdem ile Havva’nın yapraklarla örtündükleri gibi avret yerlerini örtüp korurlar. Fakat kendilerinde bu his olmayan nasipsiz günahkârlar, ne kadar giyinseler de yine açılmaktan kurtulamazlar. Çünkü elbiseden esas maksat, mahrem yerleri örtmek, sıcak-soğuk ve eza veren hastalık sebeplerinden korunmak; düşmandan sakınmak ve nihayet hüsnü nazarı çekip kötü bakışları defederek, hiç kimsenin ne şehvetine ne de nefretine sebep olmadan gayet vakarlı, haysiyetli, onurlu ve güzel bir şekilde örtünmek iken, bunlar tam tersine, şehveti tahrik, kibir, gurur ve gösteriş için en fena yerlerini açarlar; açar ve çevrelerine fitne fücur tohumları saçarlar.
Onun için elbise, bizatihi hayır değildir. Asıl hayır olan elbise, takva elbisesidir ki, avret yerlerini örtmek ve namusunu muhafaza etmek için giyilir.