Ehl-i keşfin müşâhedesiyle cin ve şeytanların mü’minlere musallat olmaları, daha ziyade onların bazı mânevî yönlerden açık ve zayıf olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu da; cünüplük, hayız, nifas hâlleri, abdestsizlik, suiedep içinde gafilane davranışlar sergileme gibi durumlardır ki, ruh bozuklukları ve fizyolojik olmayan cinnetler, ekseriyetle böyle boşlukların ardından insana arız olurlar. Eğer bunlarda cin ve şeytanın parmağı varsa -ki vardır- onlar, mü’minin içine mutlaka, onun bir günahından yol bulup girmişlerdir.
Evet, eğer sen bir kale gibi isen, bu kalenin kapıları açık olursa ezelî düşmanın elbette o kapılardan girecek ve senin vücut kaleni teslim almaya çalışacaktır. Eğer böyle bir akıbete düşmek, maruz kalmak istemiyorsan, mutlaka günahlardan kaçınmalı, dikkatli bir hayat yaşamalı ve kalenin içten fethedileceğini de asla unutmamalısın…
Habis cinler ve şeytanlar her çeşit günahı alet olarak kullanırlar. İçki, kumar ve fuhuş, onların sıkça kullandıkları aletlerdir. Bu günahları irtikâp edenler, şeytan tuzağına düşmüş sayılırlar.
4. Abdullah İbn Abbas’ın (radıyallâhu anh) talebelerinden Katade b. Diame (radıyallâhu anh) anlatıyor:
“Şeytan, Allah tarafından tardedilip huzurdan kovulunca sordu:
– Şimdi ben ne yapacağım?
Cenâb-ı Hak, hikmet diliyle cevap verdi:
– Sihir yapacaksın! (İnsanları büyüleyecek, bakışlarını bulandıracak, kalb ve kafalarını dumura uğratacaksın. Böylece onların muvazene ve dengeleri bozulacak. Akılları hükmünü tam icra edemeyecek. Ve kalblerinin Allah’la olan alâkası kesilecek ve tesirsiz kalacak.)
– Ben ne okuyacağım?
– Şiir. (Yani dil dökerek, edebiyatı bu işte kullanarak, fuhşa ait kitap ve dergi neşretmeyi insanların kafasına sokarak onları büyülemeye çalışacaksın.)
– Ne yiyeceğim ben?