Yer yer ulûhiyeti inkâr edip -hâşâ- ilâhlık iddiasında bulunan, nebileri inkâr ederek peygamberlik taslayan, mânâyı inkâr ile maddeciliği ikame etmeye çalışan insanların varlığına şahit oluruz. Aslında bunlar, zımnî olarak her şeyin kendi emir ve sultaları altında olduğuna inanırlar. Oysa onlar, cinlerin ve şeytanların elinde oyuncak hâline gelmiş bir kısım habislerdir ki, yapmak istedikleri her şeyi onlar vasıtasıyla ve onların rehberliğinde yaparlar, ama bunun farkında değillerdir.
Ebû Bekir el-Kureşî anlatıyor: Abbas b. Mirdas (radıyallâhu anh), halim, selim, temiz kalbli, ufku geniş bir insandı. Cahiliye devrinde bile pırıl pırıl bir hayat yaşamıştı. Ashab içinde sanki ikinci bir Ebû Bekir’di. Daha sonra gelip Allah Resûlü’ne Müslüman olduğunu bildirip teslim olan bu sahabi, başından geçen bir hâdiseyi bize şöyle nakletmişti:
“Bir öğle vaktiydi. Kapımın önünde duruyordum. Birdenbire karşımda devekuşu gibi bir şey belirdi. Evet, karşımda üzerinde bembeyaz elbiseler içinde birisi vardı. Bana: ‘Galip b. Fihr evlâdından biri, Mekke’de önemli bir misyonla zuhur etti!’ dedi. Bu söz üzerine ben âdeta şaşkına dönmüştüm. Moralim altüst olmuştu. Hemen kabilemizin putu olan ‘Dimar’ın karşısına varıp, yüzünü-gözünü öptüm ve ona gerekli tazimi gösterdim. O anda bir çığlık duydum. Sanki bu çığlık karşımdaki puttan geliyor gibiydi.. evet, sanki o konuşuyordu. Kulağımı dolduran sesin içinden şunları seçebildim: ‘Dimar helâk oldu! Bundan sonra Dimar yoktur! Mescit ehli, Dimar’a galebe çaldı…’