Esasen, bu mevzuda asıl söz Kur’ân’a aittir ve Kur’ân-ı Kerim’in dediklerinin bilinmesinde yarar var. Kur’ân-ı Kerim, insanı ele aldığı hemen her yerde, arkadan, bir ümmet, bir millet olarak cin taifesinin yaratılışını da anlatmaktadır. Meselâ, insanın “fahhar” gibi “salsal”dan yaratıldığını anlattıktan sonra19, cin taifesinin üzerinde durur ve “Cinni Biz mâric ve nâr (ateş)dan yarattık.”20ferman eder.
Bir çeşit ateşten yaratılmış ama; bu ateş, ne bir şua, ne parıldayıp yanan bir ateş, ne de sadece kömür gibi siyah bir duman. Demek cinler, maddenin esaslarından olup etrafa şerareler saçan bir ateşten yaratılmıştır. Kur’ân-ı Kerim, cinlerin mahiyeti mevzuunda sadece bu kadar malumat verir.
Nebiler dahil, ehl-i keşf ve sahabe-i kiram arasında cinlerle görüşenler ise, büyük ölçüde onların temessülleriyle görüşüyor ve münasebet kuruyorlardı. Çünkü cinler, latîf bir madde ile zîşuur bir ruha sahip bulunup, bu iki unsurun bir araya gelmesiyle hâsıl olan ayrı bir buudu ihraz ederek buudlarının hususiyetine göre temessülen ortaya çıkarlar. Bu arada aynaların kabiliyetlerinin, değişik temessüllere şart-ı âdi olması keyfiyeti de gözardı edilmemelidir.
Öte yandan cinler, madde âlemine ait “nâr ve mâric”ten birtakım varlıklar olmakla beraber, tıpkı bizim gibi, maddeye kumanda eden bir ruha sahiptirler ve zîşuurdurlar. Zîşuur olmaları yönüyle camid ve (bitki, hayvan gibi) diğer canlılardan ayrılıp, tıpkı bizim gibi şuurlular, idrak sahibi mükellefler sırasına girerler.
Cinler de bizim gibi Allah’a inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermekle mükelleftir. Yalnız, mâric ve nârdan yaratılan cinler, birçok hususlarda bizim gibi olmanın yanında, temessül de ederler.
Dipnotlar
- 19 Rahmân sûresi, 55/14.
- 20 Rahmân sûresi, 55/15.