İçeriğe geç

Şeytan, mantıksızlık mantığı diyebileceğimiz bir mugalâta ile Cenâb-ı Hakk’ın “Sana emrettiğim hâlde, seni secdeden alıkoyan nedir?” sualini: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın.” küstahlığı ile cevaplandırmıştır.94 Esasen bu cevabî ifadede, doğru ile yanlışı yan yana getirip onlardan bir hüküm çıkarmaya kalkışmak gibi aldanmışlık vardır ki, şeytanın o büyük fiyaskosu işte bu mugalâtada saklıdır.

İlim ile cehaleti, yalan ile doğruyu, hayır ile şerri, kibir ile tevazuu, aldatma ile aldanmayı birbirine karıştırıp, hayırlı olmayı hayra mâni bir husus gibi gösterme gayret ve cehdi böyle bir haktan uzaklaşma ve gidip bâtıla saplanmadan başka ne ile izah edilebilir ki!.. Zaten onun her sözünde mutlaka bir şeytanlık nümâyandır.

Şeytan, melekler arasında nasıl bulunabildi?

İhtimal, şeytan, secde ile emrolununcaya kadar, Cenâb-ı Hak ona, onun hissiyatına dokunacak hiçbir teklifte bulunmamış ve âdeta hâdiseler bir istidraç olarak hep onun arzu ve isteklerine muvafık cereyan etmiş, dolayısıyla da o, melekler arasında uzun zaman kalabilmişti. Daha doğrusu, onun melekler arasında bulunması, kendi irade ve ihtiyarıyla yaptığı bir mücadele ve mücahede neticesinde değildi. Bu durum kendisi için test sayılabilecek herhangi bir imtihan ve teklifle karşılaşmaması sayesinde gerçekleşmişti.

Hâl böyle olunca, şeytanın daha evvel melekler arasında bulunması kat’iyen -muvakkaten dahi olsa- onun değer ve faziletine delil sayılamaz. Ne var ki o, Hz. Âdem (aleyhisselâm) ile imtihan olduktan sonradır ki, hakikî hüviyetiyle ortaya çıkıvermiştir.

274