Şimdi, hain biri geliyor, sinsice o kaynağa yaklaşıp, su üzerine boya, toz, çer çöp döküp kaçıyor. Siz bunu görünce, “Eyvah!” diyorsunuz, “Pınarım bulandı, mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!” Oysa hakikat böyle değildir. Akan su, üzerine atılan o çer çöpü götürecek ve safiyetini yine muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak, pırıl pırıl bir pınar gibi ise, o zaman onu bulandırmak için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiçbir zararı olmayacaktır. O toz toprak zamanla akıp gidecek ve sizin o pislik kabul etmez kaynağınız her zaman temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık pınarın kendinden değil… Evet, işte vesveseye maruz bir kalble alâkalı da böyle düşünülmelidir.
d. Vesvese iradî olmayıp, fiiliyata dökülmüyorsa insanı mesul etmez
Malum olduğu üzere, mükellef ve mesul olmada irade ve şuur esastır. Hayvanların yanı sıra, mecnunlara ve aklı, şuuru yerinde olmayanlara da teklif yoktur. Bu itibarla, gelen vesveseler iradî olarak gelmiyor ve biz planımızı, programımızı yapıp, “Gel!” diye kalb ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, mesul sayılmayız.
İrade, genellikle kendi kendine gelen vesvese ile karşı karşıya kalır ve davetsiz geldiğinden dolayı da ona karşı mukavemet edemez. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile iradesi dahilinde olmadan, gördüğü, duyduğu, okuduğu şeylerle de birtakım hatıralara, hayallere, düşüncelere maruz kalabilir. İnsanın bu hâli, yaratılışın muktezası olduğundan çok defa bunlardan kurtulmak da mümkün değildir.
e. Vesvese, insanın ilerlemesine mâni olmayan örümcek ağı gibidir
Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla iyi bilindiği zaman kat’iyen zararlı olmaz. Zira Kur’ân’da, “Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır.”118 buyrularak, şeytanın tuzaklarının zayıflığına işaret edilmektedir.
Dipnotlar
- 118 Nisâ sûresi, 4/76.