Ne olursa olsun, onlar da birer ruha sahip varlıklardır. Ve bir kısım hususiyetlerinin bulunduğunda şüphe yoktur. Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle dumansız ateşten yaratılan cinler, insan gibi fizikî bir bedene sahip değil; aksine şeffaf bir varlık olup değişik şekillerde temessül edebilmektedirler ki, buna çokları şahit olmuştur. Hadis kitaplarında da bu gibi rivayetlere rastlamak mümkündür. Meselâ, Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:
“Ben zekât mallarını bekliyordum. Bir gece, birinin gelip bu malları karıştırdığını gördüm.. gördüm ve yakaladım. Ona, ‘Seni Resûlallah’a götüreceğim.’ dedim. O ise kendisinin, ihtiyaç sahibi olup aile fertlerine başka bakan kimsenin olmadığını, bundan dolayı da kendisini serbest bırakmamı istedi. Ben de bu hâline acıyıp onu serbest bıraktım.
Ertesi gün Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanına geldim. Ben daha bir şey söylemeden Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): ‘Yâ Ebâ Hüreyre! Dünkü esiri ne yaptın?’ diye bana o geceki macerayı sordu. Ben de ‘Yâ Resûlallah! Onu size getirecektim; ancak kendisinin fakir olduğunu ve ailesine bakacak kimsesinin olmadığını söyleyince ben de vazgeçtim.’ deyince, Allah Resûlü, ‘Yalan söylüyor, o yine gelecektir.’ buyurdular.
O akşam ben yine nöbet tuttum. Aynı şahıs yine geldi ama bu sefer kararım kesindi; ne kadar yalvarıp dil dökse de dinlemeyecek, onu tutup Allah Resûlü’ne götürecektim. O da, bu kararlı tavrımı görünce: ‘Şimdiye kadar söylediklerimin hepsi yalandı. Eğer beni bırakırsan sana, okuduğun zaman ben ve emsalimin şerrinden korunabileceğin bir dua öğretirim.’ diyerek kendisinin yalancı olduğunu itirafla Allah Resûlü’nü tasdik etmişti. Ben ise söyleyeceği duanın ne olduğunu merakla onu hemen bırakıverip dinlemeye başladım.