Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: Bir gün Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) mescide girdi. Namaz kıldırdığı mahalle gelerek: “Eğer şeytan bana bir şey unutturursa, erkekler tesbih (Sübhanallah desin), kadınlar tasfik etsin (ellerini çırpsın).” der. Mescitte iki saf kadın, bir saf erkek (veya aksi) cemaat vardır. Namazda Allah Resûlü bir şey unutmamıştı. Namazdan sonra cemaate döndü “Herkes yerinde dursun!” dedi ve erkeklere döndü, “Sizden biriniz, ehline gelip, kapısını kapatıp Allah’ın ferman ettiği örtü ile iktifa eder mi?” diye sordu. “Evet” dediler. Devam etti: “Sonra da arkadaşlarına gelip ‘Şöyle, şöyle yaptım.’ der mi?” Bu soruya cevap veren olmadı. Allah Resûlü, kadınlara döndü ve aynı sözleri onlara da söyledi. Onlar da susmuşlardı.
Bu esnada genç bir kız, dizlerinin üzerine doğruldu (Allah Resûlü kendisini görsün ve sesini duysun diye böyle yapmıştı) ve ‘Evet yâ Resûlallah! Hepsi de konuşuyorlar.’ dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Bilir misiniz, bunların hâli neye benzer! Sokak ortasında, insanların gözü önünde birbirine yaklaşan erkek ve dişi şeytanlara!”202
s. Cemiyet ve Şeytan
Huzur ancak vahyin rahmet damlalarıyla hayat bulup yeşeren bir cemiyette bulunur. Böyle bir cemiyet ise, bütün insanlığın sergüzeşt-i hayatı sayılan tarihte çok nadir görülegelmiştir. Kimyevî terkiplere benzeyen cemiyet, nispetlerdeki küçük bir değişiklikle derhal aslî hüviyetini kaybeder. Onun içindir ki, kendi ömrüne kıyasla cemiyetin bozulması, tek bir ferdin bozulmasından daha süratlidir. Bu sürat ise, cemiyet için menfî, şeytan için müspet yönde bir gelişim demektir. Bu nedenle şeytan, bir cemiyeti bozmak, huzursuz etmek ve anarşiye boğmaktan hiçbir zaman ümidini kesmemiştir.
Dipnotlar
- 202 Ebû Dâvûd, nikâh 49; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/540.